BİLİMSEL AÇIDAN ESKİ KUTSAL KİTAPLAR HADİSLER VE KUR'AN KARŞILAŞTIRMASI
Günümüzde olduğu gibi geçmişte de çoğu insan doğada gerçekleşen olaylar, yapılar vs hakkında çeşitli görüşlerde bulunmuşlardır fakat geçmiste insanların sahip olduğu bilgiler oldukça kısıtlı olduğu için genellikle yanlış bilgilere sahiptiler haliyle o dönemde yazılmış çoğu metinde hatalı bilgiler verilebiliyordu kaldı ki günümüzde bile özellikle teknolojiden uzak köylerde yaşayan çoğu insan en basit konularda bile bilimsel olarak hatalı bilgilere sahipler bu zamandan 1000 yıl önce eğitim ve teknolojik aletlerin olmadığı toplumlarda bilimin ne denli kötü olduğunu tahayyül etmek hiç de zor değil.

Bu gerçekliği düşündüğümüzde ve geçmişte inanılan bilimsel düşünceleri inceledikçe teoloji konuları üzerine ilgili olan insanların en az 1400 yıl önce ortaya çıkan kutsal kitapları bu doğrultuda incelemesi gerekiyor çünkü eğer ki bu kutsal kitaplar en az 1-2 bin yıl önce yazıldıysa o dönemde insanların inandığı binlerce yanlış bilimsel düşüncelerden de bahsetmesi gerekirdi eğer ki o dönemde inanıldığı gibi yüzlerce bilimsel olarak hatalı bilgiler veriyorsa bu kitabın o dönemde yaşayan insanlar tarafından yazılıp yazılmadığı anlaşılabilir.
Eski metinler, Eski Ahit ve Yeni Ahit bu durum göz önünde bulundurulup incelendiğinde açıkça bu kitapların ya insan eseri olduğu ya da insanlar tarafından bozulmaya uğradıkları görülüyor bundan dolayı günümüzde Yahudiler Hristiyanlar inandıkları kutsal kitaplarını bilimle uyumlu olduğunu iddia etmezler bilim ile dinin ayrı olduğunu söylerler ikisini uzlaştırmaya çalışmazlar çünkü neredeyse her bilgileri modern bilimsel bilgilerle çelişmektedir.
Bu bilgilere örnek vermek için Eski Ahit'i kaynak olarak göstereceğim çünkü Yeni Ahit Yahudilerin kabul ettiği bir kitap değildir fakat Eski Ahit Yahudilerin kutsal kitabıdır üstelik bu kitaba Hristiyanlar da inanmaktadır dolayısıyla bu kitabın uyduruk olması Hristiyanların da Yahudilerin de yanlış inanca sahip olduklarını gösterecektir çünkü Tanrı yarattığı canlıyı varlıkları en iyi tanıyandır Tanrı yanlış bilgi veremeyeceğine göre bu bilgiler O'nun sözü olamaz.
6 GÜNDE YARATILIŞ
Eski Ahit'in yaratılış adlı birinci bölüme göre evrenin yaratılışı 6 günde gerçekleşmiştir bu da 6 uzun devir dönem anlamında kullanılmamış doğrudan metinde ilk gün bittikten sonra "akşam oldu gündüz oldu ve ilk gün oluştu" der ve her günün yaratılışı anlatırken yine "akşam oldu gündüz oldu 2.gün oldu" diyerek devam eder bu yaratılış efsanesi açıkça bilimle çelişmektedir.
BAŞLANGIÇTA HER YER SU
Yaratılış 1-4'te "Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu yeryüzü şekilleri yoktu, engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu." Denilerek göklerle yer yaratılmaya başlarken her yerin su olduğu belirtilir burada acaba yer diyerek Dünya'dan bahsettiğini düşünebilirsiniz fakat hemen bir sonraki Yaratılış 6 ve 7'de "Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. Ve öyle oldu, Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı." Denilerek dünya gökkubbesi altında ve üstünde suların olduğu gökkubbe sayesinde bunların ayrıldığının anlatıldığını görüyoruz bu bilgiler acıkça modern bilimsel bilgilerimizle çelişmektedir gökkubbe dışında su bulunmamaktadır ve ilk yaratılış anında böyle bir ortam bulunmamaktadır.
HİÇBİR CANLI EVRİM GEÇİRMEDİ
Yaratılış bölümünde birçok anlatıya göre insan dahil olmak üzere hiçbir canlı evrim geçirmemiştir birden yaratılmıştır bundan dolayı özellikle Yahudiler ve Hristiyanlar başlangıçta evrime çok sert karşı çıktılar.
GÜNEŞ'İN BİTKİLERDEN ÖNCE YARATILMASI
Yaratılış 1:11-13'te Güneş yaratılmadan önce bitkilerin meyvelerin yaratıldığı söyleniyor oysa ki Güneş yaratıldıktan sonra bitkiler meyveler oluştu bu bilgi de açıkca bilimsel olarak hatalıdır.
SÜRÜNGENLER HAYVANLAR HEPSİNİN AYNI ANDA YARATILMASI
Yaratılış 1:24-25'te "Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabani hayvan, sürüngen türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı çeşit çeşit yabani hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü." Der oysa ki bilim sürüngenlerin memelilerle aynı anda değil memelilerden çok önce yaratıldığını söylüyor.
TANRI'NIN DİNLENMESİ
Yaratılış 2: 1-2'de Tanrı'nın evreni yarattıktan sonra insan gibi dinlendiği anlatılır oysa ki yorulmak canlılarda olan bir acizliktir her şeye gücü yeten sonsuz güç sahibi varlığın insan gibi yorulmaya ihtiyaç duyması bilimsel olarak hatalıdır çünkü sonsuz güç eşittir sonsuz iş.
TANRI'NIN PİŞMAN OLMASI
Yaratılış 6: 5'te insanın kötü olduğunu gören Tanrı insanları yarattığına pişman oluyor oysa ki geçmişi geleceği bilen Tanrı insanların bu hale geleceğini bilmiyor muydu ki pişman oluyor?
TÜM CANLILARI ÖLDÜREN TUFAN
Yaratılış 6: 17'de tufanda yalnızca tüm insanların değil soluk alan tüm canlıların öldürüleceği anlatılıyor oysa ki bilimsel olarak tüm dünyayı kaplayan bir tufan olmadı, tüm canlılar öldürülmedi Hz.Nuh dünyanın her yerine gidip her canlıdan çift çift alamazdı yani her açıdan bu iddialar bilimsel olarak yanlış.
GÜNEŞ VE AY'IN IŞIK KAYNAĞI OLMASI
Yaratılış 1: 14-15'te "Tanrı şöyle buyurdu “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. Tanrı büyüğü(Güneş) gündüze, küçüğü(Ay) geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı" burada açıkça gecenin ve gündüzün belli olması için 2 ışık Güneş'in ve Ay'ın yaratıldığı anlatılır oysa ki Güneş ışık kaynağı olsa da Ay'ın kendi ışığı yoktur yani ikisi de aynı şekilde ışık değildir. Ayrıca Güneş'in yaratılması bu kısımda sonradan gerçekleştiyse bundan önce yaratılış aşamaları anlatılırken nasıl gece gündüz oluşabilir? Güneş'in etrafında olan Dünya'nın kendi etrafında dönmesiyle gece gündüz oluşur.
GÜNEŞ'İN HAREKETİ
Vaizler 1:5'te "Güneş de doğar, güneş batar ve doğduğu yere doğru koşar." Denilmiştir o zamanlarda sanıldığı gibi Güneş'in Dünya'nın etrafında döndüğü söylenilmiş oysa ki Güneş kendi rotasında doğrusal bir şekilde hareket ederken Güneş'in etrafında dönen Dünya'dır.
Yukarıda saymış olduğumuz bilgilerin tamamı meal hatası veya yorum hatası olmaksızın net bir şekilde bilimsel bilgilerle çelişmektedir bu da Kutsal Kitap'ın Tanrı kelamı olmadığını gösterir oysa ki Kur'an'a bakınca yukarıda bahsedilen hiçbir hatayı barındırmadığını görüyoruz üstelik daha da hayret verici olan bu hatalı bilgilerin bilimsel olarak doğru ve mantıklı olanı anlatıyor şimdi aynı konuları Kur'an perspektifinden inceleyelim.
YUKARIDAKİ BİLİMSEL OLARAK HATALI BİLGİLERİN KUR'AN'DA GEÇİŞ ŞEKLİ
KUR'AN'A GÖRE 6 GÜNDE YARATILIŞ
Kur'an'a göre evren 6 günde değil 6 aşama-devir süren çok uzun bir süreçte meydana gelmiştir eski kutsal kitaplarda bu 6 aşamada yaratılma bilgisi gerçekten de gece gündüz ile oluşan gün olduğu açıkça belirtildiği için o zamanda yaşayan çoğu insan da bu bilgiyi böyle kabul etmişti bu inanış İslâm düşünürlerine de sıçrayıp bu ayetleri gün olarak yorumlayan olmuştur oysa ki çok önemli bir detay var ki o da Kur'an'ın "gece oldu gündüz oldu 2.gün oldu" ifadesine yer vermemesidir eğer ki gerçekten de günden bahsetseydi sözde kopya çektiği bu bilgileri de Kur'an'a yazmalıydı fakat bu hatalı bilgiyi almaması Kur'an'ın 6 gün olarak bahsettiği ifadeden gece gündüz ile oluşan 24 saatlik zaman dilimi olmadığı açıktır üstelik Kur'an'ın diğer ayetlerinde bir Tanrı'nın katında bir günün bizim hesabımıza göre bin gün veya 50 bin gün olduğu ile ilgili zamanın izafiliğine vurgu yapan ayetler de bulunmaktadır.
KUR'AN'A GÖRE BAŞLANGIÇTA HER YER SU MUYDU?
Eski ahitte başlangıçta evrenin yaratılışı anlatılırken her yerin sudan ibaret olduğu yeryüzü yaratılıken de gökkubbe sayesinde bu sulardan ayrılıp yeryüzünün yaratıldığı anlatılır bu anlatım Mısır mitolojisinde de yaratılış destanlarında da karşımıza çıkıyor Thales gibi bazı filozoflar da Dünya'nın suyun üzerinde yüzdüğünü Dünya dışının sularla kaplı olduğunu söylüyor bu yaygın anlatımlardan Tevrat da nasibini almış olacak ki aynı şekilde bilimsel hatalı bilgiler veriyor fakat Kur'an Dünya'nın suların üzerinde yüzdüğünü, başlangıçta her yerin su olduğunu gökkubbe sayesinde suların ayrıldığı bilgisi kesinlikle hiçbir ayette geçmez bu bilimsel olarak hatalı anlatımın Kur'an'da olmaması hayret verici olmasının yanında Kur'an'da "Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi." (Fussilet 11.) Diyerek başlangıçta göğün duman halinde olduğu belirtilir gerçekten de bilim insanları başlangıçta sıcak bir gaz kütlesinin yoğunlaştığını daha sonra bu kütlenin parçalara ayrılarak galaktik maddeleri, daha sonra yıldızları ve gezegenleri oluşturduklarını söylüyorlar.
Geçmişte çeşitli yerlerde evrenin tanrılar tarafından ceşitli insani eylemlerle yaratıldığı, filozofların yanlış anlatımlarla yaratıldığını söylemesi Kur'an'dan önce gelen kutsal kitapların da yanlış anlatıma sahip olup Kur'an'ın bu yanlış anlatımları almayıp aksine o zamanlarda bilinemeyen ancak yeni keşfettiğimiz bu bilimsel bilgilerden bahsetmesi inanılmaz bir mucizedir.
Dikkat edin başlangıçta her yer plazma, gaz veya duman halinde olduğu söylenebilir atıyorum yüz yıl sonra "aslında evren yaratılmadan önce plazma halindeymiş" denilse bile bu Kur'an'ın "duman" olarak nitelemesi ile çelişmezdi çünkü plazma iyonlaşmış gazdır duman da katı sıvı ve gazların karışımı olan renkli bir gazdır burada vurgulanan uçucu yoğun ve sıcak bir hâl olma durumudur öte yandan evrenin yaratılışı için bahsedilebilecek geçmişte de inanılan o kadar fazla inanç var ki Kur'an'ın o zamana rağmen en doğru anlatımı yapması geçmiş zamanda yaşamış herhangi bir insanın bilgisiyle sınırlı olmayan yarattığı varlıkları en iyi tanıyan yaratıcının sözü olduğunu yine kanıtlamaktadır.
KUR'AN'A GÖRE HİÇBİR CANLININ EVRİM GEÇİRMEMESİ
Kur'an'da kesinlikle böyle bir bilgi yok aksine her canlının başlangıçta suda yaratıldığını ve canlıların birden değil de çeşitli süreçlerle zamanla oluştuğunu söyler hatta bu yaratılışın nasıl gerçekleştiğini anlamamız için doğayı incelememiz gerektiğinden bahsedilir gerçekten de bilimsel olarak canlılık su da başlamıştır canlılığın başlangıcı için gerekli olan yer sulu bir ortamdır ve canlılar birden hokus pokus şeklinde değil de belirli bir süreç içerisinde yaratılmıştır.
"İnkâr edenler, gökler ve yer bitişik iken onları ayırdığımızı ve her canlıyı sudan yarattığımızı görmezler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?" Enbiya 30.
"Peki onlar, Allah’ın yaratmayı nasıl başlattığını sonra onu ard arda sürdürdüğünü görmezler mi? Kuşkusuz bu, Allah için kolaydır. De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir. Allah her şeye kâdirdir.” Ankebut 19-20.
KUR'AN'A GÖRE GÜNEŞ'İN BİTKİLERDEN ÖNCE YARATILMASI
Kur'an'da şaşırtıcı bir şekilde bu hatalı bilgi de yok eski kutsal kitaptan kopya çekseydi bu bilgiyi de alması gerekirdi.
KUR'AN'A GÖRE SÜRÜNGENLER VE HAYVANLAR HEPSİNİN AYNI ANDA YARATILMASI
Kur'an'da bu hatalı bilgi de yok yine eğer ki Kur'an kopya olsaydı bari bu hatalı bilgiyi almalıydı.
KUR'AN'A GÖRE TANRI'NIN DİNLENMESİ
Eski Ahit'te bu ifadenin geçtiğini gösterdik fakat bu bilgi Kur'an'da geçmemektedir aksine Tanrı'ya hiçbir şekilde yorgunluk dokunmadığından bahsedilir bilimsel olarak doğru ve mantıklı olan da budur çünkü yorulmak canlılara özgü bir durumdur. Bkz. Sonsuz güç= sonsuz iş.
"Gökleri ve yeri altı günde yarattık en küçük bir yorgunluk da çekmedik." Kaf 38.
KUR'AN'A GÖRE TANRI'NIN PİŞMAN OLMASI
Eski Ahit'e göre insanın kötü olduğunu gören Tanrı insanları yarattığına pişman oluyor oysa ki geçmişi geleceği bilen Tanrı insanların bu hale geleceğini biliyor olması gerekir bu ifade Tanrı'nın geçmişi ve geleceği bildiği iddiasıyla çelişir oysa ki Kur'an'da böyle bir bilgi geçmez.
KUR'AN'A GÖRE TÜM CANLILARI ÖLDÜREN TUFAN
Eski ahitte kısaca Tanrı'nın insanları yarattığına pişman olup tüm hayvanlar dahil olmak üzere tüm canlıları yeryüzünden silip atacağı anlatılır ve Hz.Nuh'a bir gemi hazırlamasını ona inanan insanları ve hayatın yeniden kurulabilmesi için her hayvandan erkek dişi olmak üzere gemiye bindirmesi gerektiğini söyler ve yeryüzünde 40 gün 40 gece tufan gerçekleşir yeryüzündeki tüm yaşam yok edilir tarih boyunca Hristiyanlar Yahudiler bu hikayeye bu şekilde inandılar kutsal kitaplarında da açıkça bu şekilde geçmekteydi fakat günümüzde bu hikayenin mantıksal hatalar içerdiği hem de bilimsel olarak mümkün olmadığı çok açıktır çünkü hem bilimsel olarak kaç bin yıl önce tüm canlıları öldüren tüm dünyada gerçekleşen bir tufan gerçekleşmediği bilimsel olarak ortadadır hem de yeryüzünde yaşayan tüm canlıların gemiye alındığı oradan tüm dünyaya yayılmış olabileceği iddiası da imkansız gözükmektedir.
Geçmişte insanlara bu hikaye saçma gelmiyordu çünkü hem bilimsel olarak böyle bir tufanın gerçekleşmediğini hem de gerçekleşmesinin imkansız olduğunu bilmiyorlardı fakat şaşırtıcı olan Kur'an'ın tufan olayını anlatma şekli bu şekilde gerçekleşmiyor.
Kur'an'a göre Hz.Nuh diğer peygamberlerde de olduğu gibi belirli bir bölgedeki insanlara gönderiliyor bu insanların kötü ve insanlıktan çıkıp peygamberi inkar etme sebebiyle o inkarcı topluluğun helak edildiği anlatılıyor yani Kur'an'ın bölgesel gerçekleşen tufan anlatısı var işte tam burada taşlar yerine oturuyor bu hikaye mantıklı ve bilimsel olarak mümkün bir hale geliyor.
Mezopotamya bölgesinin bir yerinde tufanın gerçekleştiğini anlatan oldukça kaynak bulunmaktadır fakat ampirik bir delil sunamayacağımızdan sizlere yönlendirme yapıp otoriteye başvurma safsatası yapmamak için hiç bu konuya girmeyeceğim fakat tufanın olduğu veya olmadığı bilgisini bir kenara bırakıp sormamız gereken soru böyle bir tufanın bölgesel bir şekilde gerçekleşmesinin mümkün olup olmamasıdır ve Kur'an'da anlatılan bölgesel bir tufan gerçekten de oldukça mümkündür.
Çünkü bölgesel bir tufanda binlerce yıl önce yeryüzünün tamamını kaplayan her canlıyı öldüren bir hadisenin yaşanmamış olma durumu mantıksızlığı ortadan kalkar çünkü belirli bir lokasyonda böyle bir afet elbette gerçekleşmiş olabilir diğer yandan da bölgede yaşayan hayvanlardan erkek dişi olarak Hz.Nuh'un gemiye alması mantıklıdır ve tufan bitince bu hayvanlarla nesillerini devam ettirmesi de mümkün hale gelir.
Bu durumu farkedip eski kutsal kitaplar ve Kur'an'ı karşılaştırıp Kur'an'ın o eski kutsal kitaplarda bahsedilen bilimsel olarak hatalı bilgileri almamasını hatta bilimsel olarak doğru bir hale getiren Kur'an'ın etkileyici yönünü keşfeden Fransız doktor Maurice Bucaille Tevrat İnciller Kur'an ve bilim adlı kitabının s.311'de bu duruma değiniyor ve o zamanda tufan anlatısına sahip olan tek belgenin Tevrat olduğunu söylüyor peygamber de eğer ki sahte peygamber olsaydı bu kitapları o kitaplardan veya o kitaplara inanan din adamlarından öğreniyorsa aynı şekilde anlatıp hataya düşmesi gerekirdi fakat aynı hataya düşmeyip aksine doğrusunu anlatması vahiy sayesinde olduğunu kanıtladığını söyler ve gerçekten de görebilen insanlar için bu böyledir.
Nonteistlerin dediği gibi eğer ki peygamber bu bilgileri eski kitaplardan kopyalıyorsa aynı hataları da almalıydı fakat sanki günümüzde yaşayan modern bilimsel sahip bilgilere sahip biri gibi hatalı bilgileri almayıp aksine düzeltmesi bu bilgilerinin vahiy olduğunu kanıtlıyor.
KUR'AN'A GÖRE GÜNEŞ VE AY'IN IŞIK KAYNAĞI OLMASI
Eski Ahit'e göre Tanrı 2 tane ışık yaratır büyük olan Güneş, küçük ise Ay olur oysa ki ikisi de ışık saçan ışık kaynakları olan lamba gibi birer ışık değillerdir Ay'ın kendi ışığı yoktur geceleri özel yüzeyi sayesinde Güneş'in ışığını yansıtır bundan dolayı Ay'ı geceleri ışık saçan yapılar olduğunu zannediyorduk oysa ki Ay'a gidildiğinde de o yapının ışık saçan bir cisim olmadığını da net bir şekilde gördük bu bilgiler ışığında bir de Kur'an'da olan ayeti inceleyelim;
"Güneş'i parlak bir ışık kaynağı, ayı ise bir nûr yapan, yılların sayısını ve vakitlerin hesâbını bilmeniz için aya menziller takdir eden O’dur. Allah, bütün bunları boş yere değil gerçek bir gaye, sebep ve hikmete dayalı olarak yaratmıştır. O, bilip anlayacak kimseler için âyetlerini bu şekilde detaylarıyla açıklamaktadır." Yunus 5
Bu ayette "ışık kaynağı" olarak bahsedilen kelimenin Arapçası "diyaen" dir bu da ışık, lamba ve ışık kaynağı anlamlarına gelmektedir.
"Ve Ay'ı onların içinde bir nur, Güneş'i de kandil yaptı." Nuh 16
Bu ayette de Ay'a aydınlık anlamına gelen nur denilmiştir bunu insanlarda da kullanırız nur yüzlü olmak aydınlık yüze sahip anlamında kullanılır bunu Güneş için de kullanabilirdi fakat Güneş için "siracen" kelimesi kullanılmış bu da kandiller lambalar için kullanılmaktadır bunun da sebebi bu ışıkların ışık kaynağı olmasıdır.
Bazı insanlar Ahzab 46'da da "sirac" kelimesinin peygamber için kullanıldığını o zaman bu mantıkla onun da lamba olduğunu kabul etmemiz gerektiğini söylerler oysa ki sirac ışık kaynağı ve lamba anlamlarına gelmektedir insan için kullanıldığında ışık saçan ışık kaynağı anlamına gelmektedir biz bu benzetmeyi günlük hayatta da sıklıkla kullanırız.
Mesela çok güzel birisine "Güneş gibisin" deriz veya bilgileriyle bizleri aydınlatan kişilere ise "Güneş gibi aydınlattın bizleri" deriz ayette de aynı bu şekilde kullanılmış. "Ey peygamber! Seni tanık, müjdeci, uyarıcı, izniyle Allah’a çağırıcı ve etrafını aydınlatan bir ışık olarak gönderdik." Ahzab 45
Yani aslında Ahzab 45 ayeti bu kelimenin tam olarak etrafına ışık saçan ışık kaynağını nitemelek için kullanıldığının başka bir kanıtıdır.
Bir başka itiraz bu bilginin o zamanlarda bilindiği iddiasıdır oysa ki bilinmiyordu özellikle kitap ehlinin hakim olduğu Arap çoğrafyasında bilinmiyordu yalnızca Erken Yunan tarihinde yaşayan Anaxagoras Ay'ın ışığını Güneş'ten aldığını düşünüyordu çünkü bu kişi her şeyin ateşten yaratıldığını düşünüyordu fakat bu da bilimsel olarak hatalıdır Anaxagoras'ın daha birçok konuda bilimsel hatalı söylemleri var.
1- Dünya'nın düz olduğuna inanıyordu fakat Kur'an'da böyle bir bilgi yok.
2- Yeryüzünün altındaki kuvvetli havanın desteğiyle yüzdüğünü bu havadaki bozukluklar yüzünden de depremlerin oluştuğunu düşünüyordu fakat böyle bir bilgi Kur'an'da yok.
3- Maddenin ezelden beri olduğunu, maddenin yokluktan yaratılamayacağını varlıktan da yok olmayacağına inanıyordu fakat Kur'an'a göre her şey yokluktan meydana gelmiştir ve yokluğa gidecektir.
(Alıntı yapılan kaynak: Burnet J. (1892) Early Greek Philosophy A. & C. Black, Londra.)
Görüldüğü üzere Anaxagoras'ın hatalı olduğu veya Kur'an ile çelişen iddiaları da vardı okuma yazma bilmediği iddia edilen bir peygamberin Atina'ya kadar gidip oranın dilini öğrenip Anaxagoras'ın metinlerini okuyup yanlış bilgileri de almayıp üstün bir teknoloji ile yalnızca doğru bilgileri alıp kitaba yazdığını iddia etmek elbette oldukça mantıksızdır.
Tüm bunları göz önünde bulundurunca dönemine meydan okuyan bu bilgilerin Kur'an'da geçmesi ancak her şeyin bilgisine sahip yaratıcı sayesinde mümkün olabilir ayrıca dikkat edelim lütfen Kur'an neden eski kutsal kitapta geçtiği gibi "Tanrı iki tane ışık yarattı" diyerek geçmedi?
Bakın bu ayeti tefsir eden erken dönem müfessirler (İbn Kesir gibi) bile Ay'ın Güneş'ten ışığını aldığını bilmiyordu Kur'an'da ikisinin farklı olarak nitelendirilme sebebini de Güneş'in fazla, Ay'ın ise daha az ışık vermesi olarak düşünüyorlardı peygamberden neredeyse 600 yıl sonra doğan Fahreddin Razi bile böyle düşünüyordu çünkü bilmiyorlardı bilginin bu denli erişilebilir olduğu günümüzde bile Ay'ın kendi ışığı olmadığını bu ışığı Güneş'ten aldığını bilmeyen eminim ki milyonlarca insan vardır bilgiye erişimi kısıtlı olan köylerde yaşayan insanların çoğu Güneş'in de Ay'ın da ışık saçan ışık kaynakları olduğunu iddia edecektir buna rağmen Kur'an'da 1400 yıl önceden Güneş'in ışık kaynağı, Ay'ın aydınlık sahibi olarak nitelendirilmesi insan eseri olmadığını göstermektedir.
KUR'AN'A GÖRE GÜNEŞ'İN HAREKETİ
Vaizler 1:5'te "Güneş de doğar, güneş batar ve doğduğu yere doğru koşar." Der yani Eski Ahit'te Güneş'in hareketi kasik binlerce yıldır inanılan insanların çıplak gözle gördüğü şekilde anlatılmıştır.
Kur'an'a gören ise Güneş'in hareketi şu ayetlerde anlatılıyor;
"Görmez misin ki, Allah geceyi gündüze katıyor, gündüzü de geceye katıyor. O, Güneş'i ve Ay'ı emrine boyun eğdirmiştir; her biri kendi yörüngesinde belirlenmiş bir vakte kadar akıp gitmektedir. Şüphesiz Allah sizin yaptıklarınızı da gayet iyi biliyor." Lokman 29.
"O, gökleri ve yeri hikmet ve fayda esasına göre yarattı; sürekli olarak geceyi gündüzün, gündüzü gecenin üstüne sarmaktadır; Güneş'i ve Ay'ı da yasalarına boyun eğdirmiştir. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir. Unutmayın ki Allah çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır." Zümer 5.
Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye katıyor. O Güneş'i ve Ay'ı da buyruğu altına almıştır; her biri belirlenmiş bir vakte kadar kendi yolunu izler. İşte rabbiniz Allah budur, mülk O’nundur. O’ndan başka yalvarıp durduklarınız ise bir çekirdek zarına bile hâkim olamazlar." Fatır 13.
"Geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur. Onların her biri kendi yörüngesinde yüzmektedir." Enbiya 33.
Güneş kendisine ait yerleşik bir düzene göre akıp gider. Bu, çok güçlü ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir. Yasin 38.
"Ne güneşin aya yetişip çatması uygundur ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzüp gider." Yasin 40.
Ayetlerin tamamına bakıldığında sürekli Güneş'in kendisine ait rotasında/yörüngesinde ilerlediĝinden bahsediyor hatta bazı ayetlerde kendisine özgü rotasında gitmesi akıp gitmek fiili ile anlatılıyor ve her birinin ayrı bir rotada hareket ettiği söyleniyor.
Günümüzde Güneş'in ve sistemindeki gezegenlerin nasıl hareket ettiğini biliyoruz bu bilimsel gerçekler ile Eski ahit çelişirken Kur'an inanılmaz bir doğruluk içerisindedir Güneş uzay boşluğunda doğrusal bir şekilde akıp giderken Dünya dahil olmak üzere diğer Güneş sistemindeki gezegenler onun etrafında helezonik hareketlerle ilerlemektedir.
Şaşırtıcı olan ise bu bilgi 16. Yüzyılda yaşayan Kopernik'e kadar bilinmiyordu aslında Galileo vs gibi insanlar tahminde bulunmuşlardı fakat tüm dünyaya kabul ettiren Kopernik oldu Kopernik'ten önce insanlar Dünya merkezli evren modeline inanıyorlardı yani Dünya'nın merkezde durduğuna Güneş'in hareket ettiğine inanıyorlardı hatta 17. Yüzyılda Kopernik'ten sonra bile en büyük medeniyetlerde bile hâlâ yer merkezci evren modeline inanılıyordu Engizisyon Galileo ve Kopernik'in astronomisini yasaklamıştı çünkü hem inandıkları kutsal kitapta Güneş'in etrafımızda döndüğü anlatılıyordu hem de insanlar gökyüzünü çıplak bir gözle incelediğinde gerçekten de Güneş her sabah doğudan doğuyor batıdan batıyor battıktan sonra ilgili bölümde de denildiği gibi tekrar doğduğu yere doğru koşuyordu yani kutsal kitapta böyle söylemeseydi bile insanların çoğu gördükleri ile Kopernik'in çelişen açıklamalarını elbette kabul etmezdi bu çok normal.
Günümüzde bile hiçbir bilimsel eğitim almamış insanların yanına gittiğinizde onlar da Güneş'in etrafımızda döndüğünü söyleyecektir 7. Yüzyıl Arap coğrafyasını düşündüğümüzde de aksi şekilde düşünmüyorlardı eğer ki Kur'an'ı yazan o yıllarda yaşamış insanlar olsaydı kesinlikle Güneş'in hareketi hakkında o zaman doğru zannedilen yanlış bilgileri vermeliydi üstelik kutsal kitaplarda da bu böyle anlatıldığı için kesinlikle aynı şekilde kopyalamalıydı fakat Kur'an hem o zamanın bilgi seviyesine hem de kutsal kitapta da zikredilen bilgiye meydan okuyordu.
Dikkat edin üstelik Kur'an'da Güneş'in hareketi şu şekilde vurgulanıyor;
"Güneş kendisine ait yerleşik bir düzene göre akıp gider."
"Her biri bir yörüngede hareket etmektedir."
Kur'an'ın tek bir ayetinde bile "Güneş etrafımızda dolanır döner" falan dememiştir oysa ki gökyüzüne baktığımızda hareketi böyledir o zamanın bilgi seviyesine sahip bir insan en azından bir ayette de olsa böyle söylemeliydi tıpkı Eski Ahit'in düştüğü hataya düşmeliydi fakat Kur'an hiçbir ayette bu hataya düşmüyor hatta daha da şasırticı olan 16. Yüzyılda yüzyılların birikimi ile ünlü astronom Güneş'in hareketini keşfettiğini söylediğimiz Kopernik bile aslında Güneş'in merkezde olduğunu diğer gezegenlerin onun etrafında döndüğünü bulmuştu fakat aynı zamanda Güneş'in merkezde durduğunu da söylemişti oysa ki Güneş merkezdedir fakat durağan değildir o da diğer gezegenler gibi yorüngesinde akıp gitmektedir yani peygamberden yüzlerce yıl sonra yaşayan ünlü astronom bile hesaplamalar yaptığı halde bir yerde hata vermiştir buna rağmen ondan bin yıl önce yaşayanların olduğu ortamda ortaya çıkan Kur'an'ın asla hata yapmaması hayret verici bir mucizedir.
Lütfen 6. ve 7. Yüzyılda yaşayan kitap ehli bir insan olduğunuzu düşünün inancınıza göre kutsal kitabınızda Güneş'in etrafınızda döndüğü yeryüzünün de sabit olduğu anlatılıyor üstelik Güneş'i ve Dünya'yı incelediğinizde yaşadığınız yeryüzünün sabit hareketsiz olduğunu, Güneş'in Ay'ın ise etrafınızda döndüğünü görüyorsunuz fakat peygamber olduğunu iddia eden bir kişi çıkıyor ve aslında Güneş'in de Ay'ın da etrafınızda dönmediğini kendilerine has yörüngesinde akıp/yüzüp belirlenmiş bir vakte kadar hareket ettiğini söylüyor yüzyıllar sonra da bu bilgilerin gerçek olduğu ortaya çıksaydı siz de bunu söyleyenin döneminin bilgi seviyesi ile sınırlı olmayan yarattığı varlıkları en iyi tanıyan varlığın sözleri olduğunu düşünmez miydiniz?
HADİSLER, BATIL İNANÇLAR VE KUR'AN
Kur'an'ın ortaya çıktığı zamanı ve peygamber dahil o bölgede yaşayan insanların bilgi seviyesini anlamak için o dönemde yazılan peygambere ait olduğu söylenen hadislere de bakmamız gerekir çünkü bu sözler peygambere ait olsun veya olmasın o dönemde ve o bölgede yaşayan insanların söylemleri olduğu için o dönemin bilgi seviyesine gözler önüne serecektir.
Hadislere bakıldığında o dönemin şartları düşünüldüğünde hiç şaşırmadığımız türlü türlü batıl inançlar bilimsel hatalı söylemler bulunmaktadır bunlara örnek vermek gerekirse;
DÜNYA'NIN YAPISI VE DEPREMLERİN SEBEBİ
Hadislere göre Hz.Muhammed Dünya'nın balığın üzerinde olduğunu söylemiştir bu bilgi açıkça hatalı bir bilgidir günümüzde bu hadisin sahih olmadığını söyleyenler olduğu gibi sahih olduğunu söyleyen Sünniler de bulunmaktadır fakat bunun mecazi anlatım olduğunu savunurlar oysa ki mecaz gibi bir durum yok çünkü gerçekten de geçmişte çoğu millet Dünya'nın çeşitli hayvanlar üzerinde olduğuna inanırdı.
Hindistan'da Dünya'nın bir kaplumbağa sırtında 4 fil tarafından tutulduğuna inanılırdı Kaplumbağa da kobra yılanının üzerinde dengede dururdu bu hayvanlar hareket edince yeryüzünde depremler olurdu.
Rusya'da Dünya Tuli adında bir tanrının çektiği kızak üzerindedir kızağı çeken köpekler pirelidir ve kaşınmak için durduklarında dünya sallanır.
Mozambik'te Dünya insan gibi yaşayan bir varlıktır hastalanıp titremesi sebebi ile depremler meydana gelir.
Yunanistan'da Aristo'ya göre, güçlü ve vahşi rüzgarlar tuzağa düşer, yerin altında büyük ve derin mağaralarda tutulur, kaçmak için mücadele ederler. Depremler, işte bu mücadelenin sonucudur.
Doğu Afrika'da Dev bir balığın sırtında bir taş vardır. Bir inek o taşın üzerinde durur ve dünyayı boynuzlarından birinde dengede tutar. Zaman zaman ineğin boynuzu acımaya başlar ve dünyayı bir boynuzundan öbürüne atar, böylece deprem olur.
Görüldüğü üzere geçmişte depremlerin sebebi neredeyse hep aynı sebeplerle açıklanmıştı bundan hadisler de nasibini almıştı hatta Kur'an tefsiri yapan geçmiş dönem müfessirleri bile kalem sûresinin ilk ayetini tefsir ederken Dünya'nın balığın sırtında olduğunu anlatıyor çünkü geçmişte ünlü müfessirler de dahil olmak üzere gerçekten de hepsi Dünya'nın balığın sırtında olduğunu zannediyordu. Bkz. Taberi, Razi, İbn Kesir, Kurtubi, Abdurrezzak.
O halde şunu sormamız gerekiyor geçmişte çoğu millet bu konuda hata yapıyorken hatta hadisi doğru kabul edeceksek peygamber bile Dünya'nın bir hayvanın sırtında olduğuna bu hayvanın hareketi yüzünden de deprem olduğuna inanmışken nasıl oluyor da Kur'an'da böyle bir bilgi göremiyoruz? Kur'an geçmişte bu tarz yanlışlara sahip birilerinin yazmış olduğu bir kitap ise peygamber bile sözlü olarak birilerine bu bilgiyi doğru olarak düşünüp vermişşe neden bu bilgi Kur'an'da yok? Bu Kur'an'ın peygamberin veya çevresinde yaşamış insanların sözleri olmadığını göstermez mi?
ESNEMEK ŞEYTANDANDIR
Hadislerde esnemenin şeytandan olduğu kişi esnerken şeytanın o kişiye güldüğü anlatılır bu gibi hadislere dayanan alimler bunun mecazi bir anlatım olduğunu savunur fakat kesinlikle mecazi bir anlatım yok Orta Çağ'da da Avrupa halkı esnerken şeytanın bedenimizden içeri girdiğine inanırdı aynı bu şekilde hadislerde kişi esnerken içine şeytan girdiği bilgisi de vardır bundan dolayı da ağzı peçete veya elimizle kapatmamız gerektiği belirtilmiştir çünkü geçmişte çoğu insanın inandığı bir bilgiydi haliyle hadislere kadar girmişti.
Kaynak: Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I-VI, Kahire 1313.
Buhârî, Bedʾü’l-ḫalk, 11, Edeb, 125; Müslim, Zühd, 56)
İLK İNSAN KAÇ YIL ÖNCE ORTAYA ÇIKTI?
Hadislere göre insanlıĝın yaşı 7 bin yıldır bunun hakkında çok fazla hadis bulunmaktadır Cübbeli Ahmet gibi bilimden uzak hocalar bu hadisleri doğru kabul edip insanlığın 7 bin yıl önce Hz.Adem ile ortaya çıktığını iddia eder fakat bazı Sünniler bu hadislerin zayıf olduğunu da iddia eder hatta Kur'an'da 1 günün 50 bin güne eşit olduğu gibi izafi ayetlere atıf yaparak 7 bin gün ifadesinden daha fazla günün kastedildiğini söylerler oysa ki hadislerde geçen 7 bin gün ifadesi zaten "bir gün bin yıl gibidir" ayetine atıf yapılarak peygamberin söylediği bir ifadedir tam olarak hadislerde "Dünya ahiret haftalarından bir hafta olup yedi bin senedir bunun altı bini geçmiştir. Dünyanın ömrü ahiret günlerinden yedi gündür Allah Teala buyurdu ki: "Senin rabbinin yanındaki bir gün sizin saydığınız bin yıl gibidir" hatta peygamberin bu hafta günlerinden sonuncu gün geldiği yani o geldikten 1000 yıl sonra kıyametin kopacağı da belirtilir bu da açıkça hatalıdır.
Bkz. Kenzu’l-Ummal, h. no: 16459.
Tezkiretu’l-Mevduat, 1/223.
Sahavî, el-Makasıdu’l-hasene (Deylemi’den naklen), 1/693, h.no: 1243.
Munavî Feyzu’l-Kadir, 3/547; h.no: 4278 (Deylemi’den naklen).
Bu bilgilere dayanarak çoğu İslâm alimi insanlığın 7 bin yıldır var olduğunu savunur hatta yakın dönemde yaşayan Said Nursi bile böyle söyler bu bilgi sadece hadislerde yok hadislerde geçen haftanın 7 günü her günün 1000 yıl olduğu bilgisi Petrus 3:8'te de geçmektedir ayrıca Kutsal Kitap'ta da daha açık bir şekilde Hz.Adem'in 6 ve 7 bin yıl önce yaratıldığı anlatılır peygamberlerin kaç yıl yaşadığı hangi yıllarda yaşadığı açıkça belirtilir tüm bunların hesaplaması yapıldığında ezici çoğunluğa göre ilk insan Hz.Adem milattan önce 4 bin küsür yıllında ortaya çıktığı kabul edilir günümüzde modern bilimsel bilgilere göre bu bilgiler açıkça bilimsel bulgularla tarihi verilerle çelişmektedir buna rağmen hâlâ insanlığın yaşının 7000 yıl olduğuna inanan Batı'da Avrupa'da genç dünya yaratılışçısı insan bulmak zor değil.
Yahudiler Hristiyanlar geleneksel anlatıyı benimsemiş bazı Müslümanlar bile açıkça günümüzde hatalı olduğunu keşfettiğimiz bu bilgiye inanıyorlar bundan 1400 yıl önce bu görüş neredeyse tamamen kabul edilmişti kutsal kitaplar hadisler bile bu bilgilerle doluydu o halde yeniden soruyoruz Kur'an'da bu hatalı bilgi neden yok? Bu bilgi hadislere kadar girmiş bizler bu söylemlerin peygambere ait olmadığını düşünüyoruz fakat denildiği gibi peygambere ait ise bu Kur'an'ı onun yazmadığını peygamberin de o dönemdeki insanlar gibi tonla yanlış bilgiye sahip olduğunu gösterir. Peygamber tüm o yaratılış anlatımlarını geçmişe dair kıssaları nonteistlerin iddia ettiği gibi Kutsal Kitap'tan kopya çekiyorsa ve hadislerde denildiği gibi o da yanlış bilgiye sahip ise Kur'an'da bu hatalı bilginin olmaması Kur'an'ı onun veya o dönemde yaşamış herhangi birinin yazmamış olduğunu göstermez mi?
ÇARŞAMBA GÜNÜ TIRNAK KESMEK CÜZZAM HASTALIĞININ SEBEBİ Mİ? HURAFE UĞURSUZLUK İNANÇLARI
"Resûlullah şöyle buyurmuştur: 'Cuma günü tırnaklarını kesen kimse, bir sonraki hafta Allah'ın himayesinde olacaktır. Cumartesi günü tırnaklarını kesen hastalıktan kurtulacak, Pazar günü tırnaklarını kesen ise yoksulluktan kurtulacaktır. Eğer birisi akli dengesi yerinde değilse Pazartesi günü tırnaklarını keserek bu hastalıktan kurtulur. Salı günü tırnaklarını kesen, hastalıklardan da korunmuş olur. Çarşamba günü tırnak kesmemek daha iyidir, çünkü lehinde ve aleyhinde hadisler vardır, İmam Tahavi'nin dediği gibi Çarşamba günü tırnak kesmek cüzzam hastalığına sebep olabilir. Perşembe günü tırnak kesmek cüzzam gibi hastalıklara şifa verir."
Görüldüğü üzere belirli günlerde tırnak kesmenin uğurlu belirli günlerde kesmemenin uğursuzluk olduğu inancı var tıpkı bu şekilde bir inanç Hindularda da Orta Çağ Avrupası'nda da bulunmaktadır dileyen kısa bir araştırmayla dünyada tırnak kesme ile ilgili hurafelere bakabilir.
“Aç karna hacamat (kan aldırma) daha faydalıdır. Onda şifa ve bereket vardır. Aklı ve hâfızayı güçlendirir. Çarşamba, Cuma, Cumartesi ve Pazar günü hacamat olmayın. Dikkatle takip edin pazartesi veya salı günü olun. Allah, Eyyûb aleyhisselâmı’ı o gün belâdan kurtardı. O, çarşamba günü belâya maruz kalmıştı. Cüzzâm ve baras (abraş) ancak çarşamba gündüzünde veya gecesinde zuhur eder.” [İbn Mâce, Sünen, Tıbb, 22]
“Çarşamba veya cumartesi günü hacamat olan kişi cildinde baras (abraşlık) görürse, kendisini kusurlu bulsun (kimseya bahane bulmasın).” [Hâkim, Müstedrek, 5, 585, Hadis no: 8306; el-Muttakî el-Hindî, Kenzü’l- Ummâl, 10, Hadis no: 28116]
Bu hadislerde de görüldüğü üzere çeşitli hurafelere şahit oluyoruz Cübbeli Ahmet de bu hadisleri delil gösterip bu olayı savunur ve hadislerin sahih olduğunu söyler.
O halde hadislere kadar girmiş bu yaygın hurafeler hatta 14. Yüzyılda Avrupa'da yaygın bir inanış olan bu bilgiler veya benzerleri Kur'an'a neden dahil olamamıştır?
SİNEĞİN BİR KANADINDA ZEHİR DİĞERİNDE PANZEHİR BULUNMASI
Sahih olduğu söylenen hadislerde sinek çorba kabının içerisine girerse tamamen batırılıp ardından sineği attıktan sonra içilmesi tavsiye edilmiştir çünkü sineğin bir kanadında zehir diğer kanadında da panzehir olduğu anlatılır bu kesinlikle yanlış bir bilgidir eğer ki gerçekten de sineğin bir kanadında panzehir olsaydı bu inanılmaz bir durum olurdu bilim dünyasında bu bilgi genel geçer olarak kabul edilip oldukça popülerleştirilirdi fakat yok öyle bir şey sineğin bir kanadında zehir de yok panzehir de, sinek baştan aşağı mikrop barındıran bir varlıktır fakat Kur'an'da kesinlikle böyle bir bilgi yok.
(Ebû Dâvud, Et'ime 49; Buhârî, Tıbb 58, Bed'ü'l-Halk 14; İbnu Mâce, Tıb 31; Nesâî, Fera 11)
7 ACVE HURMASI YİYENE SİHİR VE ZEHİR ZARAR VERMEZ
Buhari 5445 ve Müslim 2047 nolu hadisler başta olmak üzere sahih olduğu söylenen bu hadis kaynaklarında "Kim sabah 7 acve hurması yerse ona sihir ya da zehir zarar veremez" tarzında hadisler bulunmaktadır bu bilginin yanlış olduğunu günümüzde biliyoruz bundan dolayı bazı alimler türlü yöntemlerle hadise taklalar attırıp bağlamından kopartıp aslında hatalı bir bilgi olmadığını iddia ederler oysa ki hadisin ne dediği açıktır hurmanın yararından veya peygamberin dua ettiği bir meyvenin iyileştirici özelliği olduğundan bahsedilmiyor açıkça 7 acve hurmasının gün boyu insanları zehir ve sihirden koruduğu anlatılıyor fakat bu hatalı bilgi de Kur'an'da bulunmamaktadır.
HAVA DURUMUNU VE ANNE KARNINDAKİ BEBEĞİN CİNSİYETİNİ YALNIZCA ALLAH BİLİR?
İbn Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir:
Allah Resulü (ﷺ) şöyle buyurdu: "Gaybın anahtarları beştir ki bunları Allah'tan başkası bilmez: Yarın ne olacağını Allah'tan başka kimse bilemez; rahimlerde olanı (erkek çocuk veya kadın) Allah'tan başka kimse bilemez; ne zaman olacağını kimse bilemez. Yağmurun ne zaman yağacağını bilen Allah'tır, kimin nerede öleceğini bilen yoktur, kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan başkası bilemez." (Buhari 4697.)
Hadiste de anlatıldığı gibi peygamber beş durum söylüyor ve bunların bilgisini Allah'tan başkasının bilemeyeceği onların bilgisine yalnızca Allah'ın sahip olduğunu belirtiyor bu hadis en sahih olduğu belirtilen Buhari'de yer alıyor.
Bazı nonteistler Kur'an'da da böyle bir bilginin olduğundan bahseder ve Lokman 34.ayeti delil gösterirler ilgili ayet şu şekildedir;
"Kıyamet saati hakkındaki bilgi yalnız Allah’ın katındadır; O, yağmuru yağdırmakta; rahimlerdekini bilmektedir. Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez; hiç kimse nerede öleceğini bilemez; ama Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır."
Kısmen haklılar gerçekten ilgili hadis peygamberin sözleri ise Lokman 34.ayete dayanarak peygamber "gaybın anahtarı beştir" diyerek ayette geçen her durumun yalnızca Allah'ın bildiğini söylemiştir çünkü gerçekten de o ayette sayılan 5 durum peygamber zamanında bilinmiyordu bu yüzden peygamber bile o ayeti dönemin bilgi seviyesine göre yorumlayıp yanlış yorumlamıştı o zaman için verdiği bilgi yanlış değildi fakat yakın zamanda ultrason icadı ile bebeğin cinsiyetini net bir şekilde görüyoruz 15 gün sonra bile havanın ne durumda olacağını da gelişmiş cihazlar sayesinde biliyoruz.
Lokman 34'te ise böyle bir hata yapılmıyor insanın yarın neler yaşayacağı, kıyametin ne zaman gerçekleşeceği ve insanın ne zaman öleceği bilgileri net bir şekilde "Allah'tan başkası bilemez" şeklinde bilinemeyecek durumlar olduğu belirtiliyor evet fakat yağmurun ne zaman yağacağı ve anne karnındaki bebeğin cinsiyetinin Allah'tan başkasının bilemeyeceği anlatılmıyor yalnızca "yağmuru o yağdırmakta, rahimlerdekini o bilmektedir" denilmiştir dikkat edin diğer 3 olay kesinlikle "Allah'tan başkası bilemez" şeklinde vurgulanmışken yağmurun ne zaman yağacağı ve anne karnındaki bebeğin cinsiyeti "Allah'tan başkası bilemez" şeklinde vurgulanmamıştır.
Bakın ayette inanılmaz incelikli bir anlatım yapılmış ayette gaybın bilgisine Allah'ın sahip olduğu 5 durum sayılıyor bu bilgileri gerçekten de o dönemde kimse bilmiyordu çeşitli yollarla yağmurun ne zaman yağacağını bulut rengi, hareketi ve romatizma hastalarının belirli gözlemleri ile tahmin etmesi elbette bazen tutsa da doğru bir yöntem değildi ve anne karnındaki bebeğin cinsiyetini de tahmin etmeye çalışıyorlardı fakat bunlar rasyonel gerçeklikler değildi yani eğer ki bu ayetleri o dönemde yaşamış bir insan yazsaydı kesinlikle yağmurun ne zaman yağacağı ve anne karnındaki bebeğin cinsiyetini de "Allah'tan başkası bilemez" şeklinde belirtmeliydi bu ayeti öyle demediği halde çoğunlukla müfessirler bile sayılan 5 durumun da Allah'tan başkasının bilemeyeceğini söylemiş ayeti böyle yorumlamıştı çünkü hadiste bile bu ayetin yorumlanması bu şekilde yapılmıştı oysa ki Kur'an'da böyle bir bilgi verilmemiş eğer ki yağmurun ne zaman yağacağı ve anne karnındaki bebeğin cinsiyetinin bilgisini de "Allah'tan başkası bilemez" veya "kıyamet saati hakkındaki bilgi yalnızca Allah katındadır" denildiği gibi net bir şekilde belirtilseydi bu bilgi kesinlikle hatalı olurdu ve bu metni yazanların o dönemin bilgi seviyesine sahip gelecekte neler olacağını bilmeyen insanlar tarafından yazılmış olduğunu anlayabilirdik fakat böyle bir şey söylenmiyor yaratıcı geleceği görebildiği yağmurun ne zaman yağacağını ve anne karnındaki bebeğin cinsiyetinin ne olduğunu bilinebilecek günün geleceğini bildiği için bu 2 durumu kendisinden başkasının bilemeyeceğini söylememiştir yani geçmişte yine herkes hata yaparken Kur'an tekrardan hatalı anlatım yapmayıp doğru anlatım yaparak mükemmel bir mucize ve incelik göstermiştir bu da bu kitabın herhangi bir insanın yazmadığını göstermektedir.
ÖZETLEYECEK OLURSAK
Karşılaştırmalı dinler tarihi okuyan birisi olarak başlangıçta eski Kutsal Kitap'ta anlatılan bilimsel olarak hatalı söylemleri gösterdim ve aynı konuların bir de Kur'an'da anlatılma şeklini gösterdim çünkü Kutsal Kitap'ta sürekli bilimsel olarak hatalı ve antropomorfik anlatımlar bulunurken Kur'an'a bakınca bu hatalı bilgilerin olmadığını ve yanlış bilgilerin doğrusunu anlattığını gördüm bunlara çok fazla örnek verdim bu kanıtlar da Kur'an'ın hem kopya olmadığını hem de o dönemde yaşamış insanlar tarafından yazılmamış olduğunu gösteriyordu.
Kur'an'da çok fazla geçmişe dair kıssalar, peygamberlerin hayatı, tarihi olaylar anlatılır bu kitabın yazarı demek ki ya eski kutsal kitapları çok iyi biliyordu bu bilgileri oradan kopyalıyordu ya da bu bilgiler ona vahiy ile gelmişti. Müslüman olmayan herkes peygamberin bu bilgileri elbette vahiy yoluyla değil de Tevrat ve İncil'den kopyaladığını iddia eder oysa ki gösterdiğim bilgilere göre Kur'an'ın yazarı eski kitaplardan kopya çekseydi şu an bilimsel olarak hatalı olduğunu keşfettiğimiz bilgileri de almalıydı ayrıca antropomorfik söylemlerini de hadi "peygamber daha mantıklı düşünüyordu antropomorfik anlatımları düzeltebilir" diyerek geçiyorum önemli olan o dönemde inanılan doğru kabul edilen hatalı bilimsel bilgiler de Kur'an'da geçmiyordu ancak yakın zamanda keşfettiğimiz bilgiler Kur'an'da geçiyordu dileyen bu örneklere tekrar başa dönerek inceleyebilir.
Ardından hadisler ile Kur'an karşılaştırması yaptım hadislere bakmamın en önemli sebebi peygambere ait olduğu söylenen sözler olmasıdır eğer ki hadislerde geçen bilgiler peygambere ait ise yazarı olduğu Kur'an ile benzer bilgileri vermesi gerekiyordu hadislere bakınca tamamen insani olduğunu gördüm yani o metinleri yazan gerçekten de insandı tam da beklenildiği gibi o döneme ait çeşitli bilimsel hatalar hurafeler anlatılmaktaydı bizler geçmişi okuduğumuzda zaten sıklıkla hurafelere denk geliriz geçmişte bilgi seviyesi sınırlı olan insanların bu inançları oldukça normaldi bu yüzden şaşırmayız bin yıldan fazla bir süre önce ortaya çıkan özellikle yanılmazlık iddiasında olan kutsal kitapta da ya bilimsel konulardan bahsetmemesi gerekir ya da geçmişte sanıldığı gibi yüzlerce hatalı bilgiler vermesi gerekir biz bu metinlere de birer mitoloji kaynakları her yerinde saçma anlatımlar olan ciddiye alınmayacak kitaplar olduğunu görmemiz gerekirdi İncil tam da beklenildiği gibi hiç bilimsel konulara girmiyordu Eski Ahit'te de yalnızca yaratılış bölümü tamamen bilimle ilgiliydi fakat burada anlatılan her bilgi tamamen bilimle çelişiyordu neredeyse her iddiası bugün komik mitolojik iddialardan ibaretti fakat Kur'an büyüleyici şekilde hem bu yanlış bilgilerden bahsetmiyor hem de ancak yakın zamanda keşfetmiş olduğumuz bilgileri veriyordu.
Üstelik tüyler ürpertici olan Kur'an'ın doğru bilimsel bilgiler vermesi değil bunlara zaten yüzlerce yerde denk geliyoruz örnek vermek gerekirse yalnızca atmosfer için bile atmosferin koruyucu bir kalkan görevi olduğunu (Enbiya 32) bu katmanın geri çevirme özelliği olduğunu (Tarık 11) atmosferin 7 katmandan oluştuğunu (Mülk 3) ve her katmanın kendisine has görevleri olduğunu söylemiştir (Fussilet 12) bu bilgiler 1400 yıl önce bilinmiyordu ve bilinmesi de mümkün değildi yalnızca gök için bu kadar bilgi verilmesi elbette güçlü delillerden olan mucizelerdir ama daha da önemli olan Kur'an'ın en büyük delillerinden biri sanki günümüzde yaşayan biriymiş gibi daha yüzlerce ayetinde o zamanda yanlış bilinen bilgileri almayıp çoğu yerde de düzeltiyor olmasıdır bu yüzden Kutsal Kitap, hadisler ve Kur'an karşılaştırması yaptım.
Kur'an adeta insani olmadığını haykırıyor o zamanda yaşayan insanların bilgisine meydan okuyordu hatta bu Neml 88 ayetinde başka bir boyuta taşınarak şöyle söyleniyor;
"Sen dağları donmuş sanırsın oysa ki onlar bulutların gecişi gibi hareket etmektedirler" Neml 88.
Diyerek yakın zamanda keşfetmiş olduğumuz "continental drift" denilen kıtaların sürüklenmesi anlatılıyor üstelik sanki insandan öte birinin sözleriymiş gibi "sen dağları donmuş sanırsın" denilip insani bir şekilde bunun farkedilemez olduğu fakat özünde o dağların hareket ettiği söyleniyor. Günümüzde dağların hareket ettiğini bilmeseydik bile şu anlatım başlı başına mucizedir anlatım tarzı insandan öte bir varlığın konuştuğunu gòsteriyor buna rağmen Kur'an'ın bu sözünün doğru olduğunu günümüzde keşfetmiş haldeyiz durum böyleyken Kur'an'ın bu delillerini görmemek doğru bir tavır olmayacaktır.
Ayrıca "kıta" kelimesinin Arapça'da karşılığı olmadığı bir dönemde kıtaları dağlarla anlatması da hayret vericidir "yer hareket ediyor" da diyebilirdi fakat tektonik plakalar genellikle kıta parçaları oldukları için dağlar genellikle kıta parçalarının birbirine geçmeşi çarpması ile milyon yılda oluşmuş kıta parçalarıdır bu yüzden genellikle kıtalardan oluşan dağlar, kıtaların hareketini anlatmak için inanılmaz bir örnektir ve dağların hareketi bulutların hareketi gibi olduğunu anlatması da mükemmel bir benzetmedir çünkü dünyayı incelediğimizde dünya üzerindeki bulutların sürüklenmesi nasıl ise kıtaların hareketi de aynıdır.
1400 yıl önce ortaya çıkmış bir kitabın döneminin yanlış bilgilerine ve bilimsel olarak yetersizliğine rağmen modern bilimsel verilerimizle bu denli uyumlu olması insani bir şekilde izah edilemez yukarıda saydığımız tüm kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda en doğru ve mantıklı tutum Kur'an'ın Allah kelamı olduğunu kabul etmektir.